BEYOĞLU'NDA ARA
Beyoğlu'nda bulmak istediğiniz her şey
beyoglurehberim.com'da!
 
TÜM İŞYERLERİNE GÖRE LİSTELE
 
 
17
Aralık
http://www.beyogluajandasi.com

17 Aralık 2014 - 31 Ocak 2015 Fransız Kültür Merkezi, İstanbul

 

Laleper Aytek'in "Non Paris" başlıklı 14. kişisel sergisi 17 Aralık 2014'de İstanbul Fransız Kültür Merkezi'nde açılıyor.
31 Ocak 2015'e kadar açık kalacak olan sergide fotoğrafçının Paris'te iki yıl boyunca sürdürdüğü fotoğraf çekimlerinden 63 siyah-beyaz fotoğraf yer alıyor.  Sergiyle birlikte fotoğrafçının "non paris" adlı bir fotoğraf albüm kitabı da Aralık başında yayımlanmış olacak.

Laleper Aytek, 2012 ile 2014 arasında Paris'e dört kez gitti. Çekimlerini Paris'te yapmakla birlikte Paris'i çekmedi.  Bu projesinde bir turist olarak geldiği bu şehir üzerinden "non" görüntüleri aracılığıyla aynadaki kendine bakmaya çalıştı. 2012'deki ikinci ziyareti birinciden oldukça  farklı, şehrin ruhuna dokunduğunu, şehir üzerinden kendine de biraz daha içerden bakmaya başladığını düşündüğü bir ziyaret oldu. Projesine bu yolculukla birlikte (adını çok sonradan koysa da)  başlamıştı bile...

Fotoğrafçı "non paris"le birlikte; hiç tanımadığı, dilini bilmediği bir coğrafyada; bazen kırılgan, kimi eğreti olsa da, uzun zamandır belki de ilk defa cesaretli bir iç(e) bakışın, kendine ait duymayı beklediği bir sesin ya da itirazlarının kapısını aralamaya çalıştı.

Görüntüler kendi tekinsizliklerinde, zoraki buluşmalara teslim edilmediklerinde; bir fotoğrafçı için unuttuğu bir ses, hiç görmediği bir yüz ya da beklenmedik bir karşılaşma olabilir, ilk defa yürüdüğü bir sokaktaki bir görüntünün kenarındaki ufacık bir ayrıntıdan hiç tanımadığı bir duyguya dair de olabilir, kaçılmış, göz ardı edilmiş, hatta yok sayılmış ve belki yıllardır yüzleşilmemiş.

 

Fransız Kültür Merkezi'yle birlikte Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi tarafından da desteklenen projesinde Laleper Aytek yeni (dışardan) bir ziyaretçi olarak Paris'te çektiği "non" görüntülerinde Hoffmannstall'ın söylediği gibi, "hiç yazılmamış olanı okumayı", farklı bir kayıt yapmış olmayı az da olsa becerebilmiş olmayı diliyor.

Laleper Aytek Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Ekonomi Bölümü'nü bitirdikten sonra, Sosyal Ekonomi alanında yüksek lisans çalışmalarına devam etmek üzere gittiği Oslo Üniversitesi'nde daha çok fotoğrafa yöneldi. Fotoğrafla üniversite yıllarında başlayan ve giderek derinleşen ilgisi nedeniyle 90'lı yılların başında Türkiye'ye döndü ve kendi stüdyosunu açarak reklam fotoğrafçılığı yapmaya başladı. 1998'de Türkiye'nin ilk kapsamlı dijital fotoğraf stüdyosunun kuruluşunda fotoğraf ve reklam yönetmeni olarak görev aldı. 2009'da bu yana Koç Üniversitesi, Medya ve Görsel Sanatlar Bölümü'nde (MAVA) fotoğraf üzerine dersler vermektedir.

2000 yılından bu yana fotoğraf yazılarında, öznellik kapsamında "görme biçimleri" ve "fotoğraf tarihi" üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu temel yaklaşımını "Fotoğraf Tarihi Kanonunu Yeniden Düşünmek: Öznellik Üzerine Bir İnceleme" başlıklı yüksek lisans tezinde ayrıntılandırarak geliştirmiştir. Yayınlanmış çalışmaları arasında fotografik düşünce üzerine yazılarını biraraya getirdiği Kendine Ait Bir Fotoğraf (2005) ile Palimpsest Istanbul (2010) ve Issız (2013) fotoğraf albümleri sayılabilir. Aytek 1991'den bu yana 13 kişisel sergi açtı ve 22 grup sergisine katıldı.

www.laleperaytek.com

laytek@ku.edu.tr

 

İstanbul Fransız Kültür Merkezi
Istiklal Caddesi N°4 - Taksim - Istanbul
T : (00 90) (212) 393.81.11
www.ifturquie.org

 
Bir Sergi: Laleper Aytek /  Non Paris
16
Aralık
http://www.beyogluajandasi.com

İsmet X Bilen "Atı Okyanusa Sürmek " Resim Sergisi Beyoğlu'nda

 16 - 27 ARALIK 2014

 

 

"Dünya tek bir devlet olsa mutlaka başşehri İstanbul olurdu. " Bu lafıyla İstanbul'un muhteşem güzelliğini Dünya'ya Napolyon Bonapart yansıtmıştır.

 Ben bu 61. Sergimi Dünya'da güzellikte eşi benzeri olmayan İstanbul'uma adıyorum.

Yukarıdaki söylemle Dünya kraliçesi İstanbul kendisinin bütün Dünya'ya daha iyi tanıtımı için hepimize düşen görevleri betimler.

 

Fatih Sultan Mehmet nasıl atını denize sürmüşse; bende İstanbul'u turizm tanıtımı olarak bu sergiyle Dünya'ya daha iyi tanıtmak için Okyanusa sürüyorum.

 

Bu sergimdeki  30 adet eserlerimle; artistik yağlı boya, kanvas, kağıt, sulu boya, akrilik, guaş gibi karışık başka malzemelerde kullandım.

 

Bir ressam olarak bu sergimi hümanist düşünürlük içerisinde; tuallerime fırça darbeleriyle algılatıp onun plastik gözlemlerinde yeni görsel alanlar yaratıp boyalarıma ve çizgilerime mataformik bir yanılsama  yarattım.

 

Bu 61. Sergimi herkesin görmesini ve sergimi onurlandırmasını beklerim.

                                                                                             

 

Saygı ve Sevgilerimle...

İletişim : 0.537.331.05.13

              : xbilen@hotmail.com

 

 
Atı Okyanusa Sürmek
13
Aralık
http://www.beyogluajandasi.com

Bayram Candan

13/12/2014 - 10/01/2015 

İki yıl önce, İstanbul'a uğradığında Bayram'la yeni bir kişisel sergi için sözleştik. Kendisi açılacak serginin desen ağılıklı olmasını önerdi. Söz konusu sergi Bayram Candan hayattayken gerçekleşemedi.

Bu yıl ise değerli ailesi ve candan dostları bir araya gelerek arzularımızı, özlemlerimizi dile getirdik ve bir sergi düzenleme kararı aldık. Bayram'ın son dönem resimlerinin yanısıra geçmiş sergilerinden bazı unutulmaz eserlerin de yer alacağı bu 'anı' sergisi için özellikle Aralık ayını seçtik.

Galeri Apel'in tarihini oluşturan sanatçıların başında gelir Bayram. Defalarca galeride ve galeri dışında kurguladığımız konulu sergilerimize yorumları ile hayat kattı. Kişisel sergileri, hasılı tüm eserleri belleklerde vazgeçilmez izler bıraktı. 2008 Frankfurt Kitap Fuarı sergimiz "Okuma Köşesi" için ürettiği bir eseri konuk ülke Türkiye'nin fuar afişinde yeraldı. Galeri Apel'deki ilk kişisel sergisi "BU İŞYERİNDE GREV VAR" ın yanlış anlamalara yol açan adı, yeni serginin başlığına esin kaynağı oldu: "BU İŞYERİNDE BAYRAM VAR"

Hatırlanacağı gibi sanatçının Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesinde  uzun yıllar emek verdiği  atölyeye de bu yıl 24 Ekim'de 'Bayram Candan Sanat Atölyesi' adı verildi.  İsmiyle müsemma, yaratıcı, eğitici, yapıcı, büyüleyici, coşku dolu birçok yönüyle bilinen Bayram Candan daha kimbilir kaç kez anılacak? Sanat atölyelerinde yetiştirdiği veya yön verdiği gençler de kuşkusuz onun izini sürmeye devam edecek.

 

 
Bu İşyerinde Bayram  Var
11
Aralık
http://www.beyogluajandasi.com

Karikatür dünyasının duayeni ve Türk grafik sanatının unutulmaz ismi TURHAN SELÇUK,

"Söylediklerinizin hiçbirinde sizinle aynı görüşte değilim, ancak onları söyleme hakkınızı ölünceye kadar savunacağım" deyişiyle  ünlü Voltaire'in Candide ya da İyimserlik kitabını yaratıcı görselliğiyle resimlendirmiş, Türkçeye çevirisini de Server Tanilli yapmıştır.

Bu eserleri içeren sergi 1994 yılında Fransa'nın Strasbourg kentinde açılmıştır.

Şimdi bu kültür mirası sergi 11 Aralık 2014-11 Ocak 2015 tarihleri arasında Schneidertempel Sanat Merkezi'nde izleyicileri ile buluşuyor.

 

 

Tarih: 11 Aralık 2014- 11 Ocak 2015

Açılış /Kokteyl: 11 Aralık Perşembe saat, 18.00 - 20.00

Adres: Schneidertempel Sanat Merkezi; Bankalar cd. Felek Sok. No:1 Karaköy/İstanbul

 

Sergi ziyaret: Hafta içi her gün 10.30 -17.00,Cumartesi kapalı, Pazar; 12.00 - 16.00

Bilgi: Handan Önel

e-posta: sanat@schneidertempel.com

web: www.schneidertempel.com

 
Candide yada İyimserlik
10
Aralık
http://www.beyogluajandasi.com

M.Kamil Dürüst'ün 1970 / 1990 yılları arasında yapmış olduğu Endülüs araştırmaları ve 1992 yılında Diaspora'nın 500. yılında IRCICA da gerçekleştirdiği Endülüs konfreransı ve araştırmalarından oluşan GEÇMİŞİN İHTİŞAMI VE HÜZNÜ.... ENDÜLÜS sergisi
Oleİstanbul 1.Flamenko Festivali kapsamında Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezinde gençler ile buluşuyor.

M.Kamil Dürüst
Müslüman Araplar İ.S. 711 yılında İspanya'ya geçip fethettiklerinde, buraya El-Andalus ismini vermişlerdi. Biz Türkler Endülüs olarak kullanmışızdır. İspanyollar ise Andalusia olarak kullanmaktadırlar. 
İslam medeniyetinin zirvesi olan Endülüs İ.S. 711'den 1492 yılına kadar 781 yıl süren hayatı ile muhteşem bir devlet olarak tarihe mal olmuştur.
Müslümaların, doğudan getirerek Endülüs'te oluşturdukları medeniyetin, kültür ve sanatın Avrupayı'da aydınlattığı ve Batı medeniyetinin oluşmasında önemli tesirleri olduğu kabul edilmiş bir hakikattir.
Pekçok batılı araştırmacı ve yarın ittifak ettikleri husus; Araplar'ın İspanya'ya getirdikleri bir milletin yüceliği, adaleti, ilmi, irfanı, çalışkanlığı ve zarafetleri idi. Ayrıca, getirip yetiştirdikleri yeni ürünlerle toprağı, okullarla eğitimi, teknikleriyle mimariyi ve sanatı, adaletleri ile de sosyal hayatı zenginleştirmişlerdi.
Halifeler, ilim adamlarının ve ilmin koruyucu idiler. Prensler Batılının kaba davranışlarına karşılık; incelik, zarafet ve hoşgörü örnekleri sergiliyorlardı. Temizlikleri ise dini inanışlarının gereği idi. Halife sarayları, üstün bir sanatın, estetiğin eşi bulunmayan harikuladeliklerini arz ediyordu. Çiçekçilik, bahçe ve peyzaj mimarisi konusunda hiçbir millet Endülüs'ün seviyesine ulaşamamıştı. Bu sebeple Müslümanların bu haslet ve başarıları onların çok gerisinde olan fanatik Hıristiyanlar tarafından kıskanılmıştı. 
Ancak, tarafsız bilim adamları yapılan araştırmalarla, hakikatleri ortaya çıkarmış, Müslümanlara ve medeniyetlerine yapılan haksızlıkları cesaretle kınamış ve yayınlamışlardır.
j.Antoin Conde 'Historie de la Domination Arabe en Espagne' İspanya'da Arap Hükümranlığı Tarihi isimli eserindeki, bir pasajda şöyle yazıyor: 'Gırnatan'ın Katolik krallar tarafından fethinden sonra 1492'de İspanya'nın her tarafından toplatılarak getirilen kitaplarla kurulan, insan yakma sehpalarında bu eserlerin alevler içinde yakılması ve inanılması güç bir ilim katliamıdır. Çağdaş tarihçiler imha olunan bu kitap sayısının bir milyondan fazla olduğunu kaydediyorlar.'
Dr. Gustav Le bon 'Civilisation des Arabes' Arap Medeniyeti konulu kitabında: 'İspanya'nın yüksek tabakasını, aydınlarını ve sanayicilerini oluşturan iç milyon Arap Müslüman öldürüldü ve İspanya'dan sürüldü. Sekiz asırdan beri Avrupa'yı aydınlatan bu medeniyet ebediyen söndü.'
Gırnata'da yapılan restorasyonlarla kurtarılmaya, ihya edilmeye çalışılan Elhamra Sarayı, Kurtuba'da ki İslam aleminin en büyük Kurtuba Camii, İşbiliye(Sevilla)da ki Alkazar ile kule niteliğindeki muhteşem minare ve benzerleri milyonlarca meraklı turist tarafından geziliyor ve büyük takdir topluyor.
Ey Endülüs! Seni, madde hünerleri ile İslami ruh marifetlerinin bir sentezi olarak tarih oluşumunun, geçmişinin ihtişamı ve hüznü ile hatırlıyor ve anıyoruz. 
ENDÜLÜS
Bugünkü Endülüs (Andalucia) bölgesi Kâdis (Cadiz), Mâleka (Malaga), Gırnata (Granada), İşbîliye (Sevilla), Elmeriye (Almeria), Velbe (Huelva), Ceyyân (Jaen), Kurtuba (Cordoba) şehirlerini içine almaktadır. Tarihte ise "Endülüs" 711- 1492 yılları arasında İber Yarımadası'nda Arapların etkisi altında bulunan bölgelere verilen isimdir. Başkenti Şam'da olan Emevi Devleti 7. Yüzyılda Kuzey Afrika'nın tümünü eline geçirmişti. Buradan sonra gözler İber Yarımadası'na çevrilmiştir.

İslam Fethi
711-716 yılları arasındaki Arap fethi, İspanyollar için hiç beklenmedik bir olaydı, buna karşın Araplara göre İspanya'nın fethi uzun soluklu genişleme sürecinin sadece bir safhasını temsil etmekteydi. 
Araplar bölgeyi fethettiğinde bu bölge Vizigotların elindeydi. Müslümanlar tarafından böylesine kolaylıkla fethedilen İspanya iç zayıflıklarıyla boğuşuyordu. Vizigotlar ilk olarak 414 yılında İspanya'ya girdiler ve ülkenin kuzey doğusunu yani bir Roma eyaleti olan Terrakunensis (Tarraconsis)i işgal ettiler. Bundan sonra değişik siyasi düzenlemeler yapmak suretiyle hakimiyetlerini sürdürdüler. 
Köylüler zor bir hayat sürmekteydiler, fakat hür insanlar da temel haklarından mahrum olduklarını düşünüyorlardı. Bu nedenle hoşnutsuzluk had safhadaydı. Halkın çoğu Müslümanları kurtarıcı olarak görüyor ve ellerinden geldiğince onlara yardımda bulunuyordu. Özellikle Vizigot hâkimiyetindeki şehirlerin durumu Roma dönemine göre daha kötüleşmiş ve şehirler birçok imtiyazlarını kaybetmişlerdi. Roma'nın çöküşünden sonra bir ekonomik gerileme yaşanmıştı, Vizigotlar da ekonomiyi düzenlemekten uzaktı. 
Çoğu tacir olan Yahudilere de sert bir tavır takınılmıştı. Krallar kiliseyle yakın işbirliği içindeydi, kiliseye bağlı otoriteler psikoposların dini görüşlerin de etkilenip Yahudilere düşman gözüyle bakıyorlardı. Özellikle 693 yılının acımasız konsey kararları Yahudilerin fiilen ticari faaliyetlerini sürdürmelerini imkânsız kılıyordu. Bu baskılar sonucunda Yahudilerin birçoğu Kuzey Afrika'daki dostlarıyla ittifaka girdiler. Müslümanlar Vizigot ordusunu bir kez hezimete uğratınca Yahudiler de güçlerini müslamanlara yardım etmekte kullandılar.
Müslümanlar 711- 716 yılları arasında akınlara başladılar. İlk önemli Müslüman kuvvetleri 711 yılının mayıs ayında Güney İspanya'ya ayak bastı ve savaş sonunda Müslümanlar kesin bir zafer kazandılar. Bu zafer, Vizigot krallığının merkezi teşkilatını çökertti. Direnişler vardı ancak daha çok mahalli veya bölgesel kalıyordu. Tarık bin Ziyad, İspanya kapılarının kendisine açıldığını çok erken fark etti ve Vizigot kralı Rodrigo'yu ağır bir yenilgiye uğrattı. Vizigot krallığı parçalandı ve bütün İber yarımadası kısa bir süre içinde Müslümanların eline geçti.
Araplar İber Yarımadası'ndaki yeni topraklarını Endülüs olarak adlandırdılar. Bu isim yarımadanın sadece Müslüman hâkimiyetindeki kısmı için kullanılıyordu. Bu adın kullanıldığı bölge zamanla küçüldü. Modern kullanımda Endülüs XIII.-XV. Yüzyıllar arasında Müslümanların oturmuş olduğu son bölge olan Güneydoğu İspanya bölgesine atfedilmektedir. 
Emeviler ve Endülüs
Endülüs'te Emevilerle palak bir dönem başladı. Kurtuba, Bağdat ve Kahire'den sonra üçüncü büyük bilim merkezi haline geldi. Halkın büyük bir çoğunluğu okuma yazma biliyordu. Şiir, nesir, ve müzikte önemli eserler verildi. Şehircilik ve mimari kültüründe döneminin önüne geçti. 
Bu parlak döneme karşın 10. yüzyılda içte ve dışta tehditler oluşmaya başladı. Mısır'da kurulmuş bir devlet olan Fatımiler kendilerini halife ilan ettiler. Böylelikle İslam dünyasında ayrılıklar başladı. Böyle karışık bir ortamda tahta geçen III. Abdurrahman 929 yılında kendisini halife ilan etti ve kişisel yetenekleriyle, devlet adamlığı vasfıyla Endülüs'ü yeniden zirveye taşıdı. 
Mülûkü't-Tavâif (Beylikler) Dönemi (1031-1090)
Hilafet her ne kadar 1031 yılına kadar devam ettiyse de Endülüs'ün siyasi birliği 1090 yılında çözülmeye başladı. 1031 yılında son Endülüs Emevi halifesi III. Hişam'ın ölmesiyle Endülüs toprakları çok sayıda küçük bağımsız devletçiğe bölündü. Bu da Hristiyan saldırılarını arttırdı. Müslümanlar Reconquista hareketinin farkına varınca kendilerini Hıristiyan işgaline karşı korusun diye Kuzey Afrika'da (el-Mağrib) bir imparatorluk kurmuş olan Murâbıtlar'ın hükümdarı Yusuf b. Taşfîn'den yardım istediler. Yusuf yarımadadaki İslam varlığını tekrar harekete geçirmek için seferlere başladı. 1091 yılında Kurtuba ve İşbiliye artık onun denetiminde idi. İşte bu olay İspanya'da Murabıtlar döneminin başlangıcı olarak ele alınabilir. 
Berberi İmparatorluklar: Murabıtlar
Bütün Müslümanların menfaatine uygun olduğu için Yusuf Endülüs'ü kendi hakimiyeti altında birleştirmeye davet edildi. 
Bu Berberi hanedanlığı gücünün zirvesinde uzun süre kalamadı. Yönetimde uyumsuzluklar baş gösterdi. 1118 yılında Sarakusta'nın Aragon kralı I. Alfonso tarafından ele geçirilmesiyle birlikte çöküş başladı. 
1145'te İspanya'da Murabıt döneminin fiilen sona ermesinin ardından karışıklıklar başladı. Bu dönem Endülüs'ün yaklaşık 1170'te Muvahhid hâkimiyetine girmesine kadar devam etti. 
Muvahhidler Dönemi
1145'te Murabıtlar denetimi kaybettikten sonra, hatta 1147'de Muvahhidler başkent Marakeş'i zaptettikten sonra da Endülüs'ün durumu belirsiz idi. 

Muvahhid İmparatorluğu'nun kurucusu Abdülmü'min, Tunus'la Trablus'u kendi toprakları arasına dahil ettikten sonra 1162'de İber Yarımadasına geniş çaplı bir sefer hazırlığına girişti. 
1223'te ölen Muvahhidi halifesi arkasında hiç erkek evlat bırakmamıştı. Bu yüzden taht kavgaları ortaya çıktı ve bu da Endülüs'ü Reconquista'ya karşı direnişini zayıflattı. Bununla birlikte Kuzey Afrika'da Muvahhid İmparatorluğu varlığını bir şekilde sürdürmekteydi. Endülüs'te Muvahhidler'in hâkimiyeti, 1238 yılında İbnü'l-Ahmer'in Endülüs topraklarına hâkim olmasıyla bilfiil, 1242 yılında Halîfe Abdülvâhid er-Reşîd'in ölmesiyle ise şeklen de sona ermiştir.
Gırnata (Granada) Sultanlığı (1232-1492)
1479 yılında Kastilya-Leon Kraliçesi I.Isabel ile Aragon Kralı II.Fernando'nun evlenmesiyle İspanya birliği sağlandı ve Hıristiyan yayılması hızlandı. Sonuçta 2 Ocak 1492 tarihinde Gırnata'daki son Müslümanlar da teslim olmak zorunda kaldılar ve böylece Müslümanların İberya Yarımadası'nda 881 yıl süren siyasi varlıkları sona ermiş oldu. 

Müdeccenler ve Moriskolar (1492 - 1610) 
Müdeccen, Reconquista savaşları sonucunda kaybedilen Endülüs topraklarında Hristiyan işgali altında yaşamak zorunda olan Müslümanlara verilen isimdir. Morisko kavramı ise Büyük Endülüs topraklarından Müslümanların son kalesi Gırnata'nın 1492'de düşmesinden sonra burada kalan müdeccen Müslümanlar için hristiyanlar tarafından küçümseme ve aşağılama ifadesi olarak kullanılmıştır. İspanya kralı III. Felipe 22 Eylül 1609 tarihli bir fermanla 1610-1614 yılları arasında Müdeccenleri İspanya'dan kovdu. Çoğu cami, kümbet, medrese, köşk, saray ve eşsiz yapılar yıkıldı veya tahrip edildi. Müslümanlar kadın, çocuk farketmeksizin katledildi veya İspanya dışına göç etmeye zorladı. 300.000 kadar Müdeccen vatanlarını terkettiler.

 
Geçmişin İhtişamı ve Hüznü…Endülüs
02
Aralık
http://www.beyogluajandasi.com

Son 10 yılda Orta Doğu'dan çıkan en önemli sanatçılardan Akram Zaatari'nin kapsamlı sergisi 2 Aralık'ta SALT Beyoğlu'nda açıldı. Sergide Lübnanlı sanatçının, Osman Hamdi Bey'in 1887'deki Sayda kazılarına odaklı yeni araştırmasının ilk aşaması da yer alıyor.

 

02.12.2014 - 15.02.2015

SALT Beyoğlu

Lübnanlı sanatçı Akram Zaatari'nin, SALT Beyoğlu'nun üç katına yayılan geniş kapsamlı sergisi, The Uneasy Subject [Rahatsız Edici Konu], 28 Nights and A Poem [28 Gece ve Bir Şiir], Earth of Endless Secrets [Ebedî Gizemler Toprağı] ve Time Capsule [Zaman Kapsülü] gibi önemli projelerinden işleri bir araya getirir. Sanatçının 2014 tarihli Beirut Exploded Views [Beyrut Parçalı Görüntüler] videosunu da içeren serginin açılış haftasının yanı sıra sonraki tarihlerde SALT Beyoğlu'ndaki Açık Sinema'da, Letter to a Refusing Pilot [Reddeden Pilota Mektup] (2013) videosunun gösterimi yapılacak.

SALT Beyoğlu'nun katlarında üç ayrı temada sunulan sergi, sanatçının 1998'den 2014'e farklı dönemlerde ürettiği proje ve işlerinin, inceledikleri meseleler bağlamında aynı mekânda bir arada görülmesine olanak tanır.

Üçüncü katta, Zaatari'nin, bedensel duruş ve hareketleri bir dil olarak değerlendirdiği işleri bulunur. Bunlardan biri olan Another Resolution [Bir Başka Çerçeve] (1998) adlı ilk video enstalasyonu, fotoğraf çekimlerindeki tipik pozlara dair bir yeniden canlandırmadır. SALT Beyoğlu'ndaki bütünlüklü ve kompleks enstalasyon, işin daha önce nadiren sunulduğu formatta 12 duvar projeksiyonundan oluşur. Sanatçının, sadece bedensel hareketler ve akıllı telefonlarla iletişim kurulan kıyamet sonrası bir şehri andıran Beirut Exploded Views [Beyrut Parçalı Görüntüler] (2014) videosu da bu kattadır.  

Zaatari'nin fotoğraf arşivleri üzerine yürüttüğü araştırmalarına odaklanan ikinci katta iki önemli iş yer alır. Yerel fotoğrafçılık konulu araştırmalarının ayrıntılı bir sunumu niteliğindeki On Photography, People and Modern Times [Fotoğraf, İnsanlar ve Modern Zamanlar Üzerine] (2010), daha sonra Beyrut'ta bulunan Arab Image Foundation'ın Orta Doğu kaynaklı fotoğraf koleksiyonunu oluşturmuştur. 28 Nights and A Poem [28 Gece ve Bir Şiir] (2006-2014) ise, sanatçının bir kazı alanı olarak ele aldığı bir fotoğraf stüdyosunda çekilmiş fotoğraf, film ve videoları sunan çoklu medya bir enstalasyondur. 

Birinci katta Zaatari'nin, nesnelerin gizlenmesi ve ortaya çıkarılması bakımından bir metafor olarak kazı eylemlerini, yani arkeoloji ile tezatlarını irdeleyen işleri sergilenir. dOCUMENTA 13 (2012) için gerçekleştirdiği Time Capsule [Zaman Kapsülü] projesinden sergiye dâhil edilen işler, sanatçının bu ilgi alanlarına yönelik araştırmalarının bir çerçevesi niteliğindedir. Zaatari'nin, Osman Hamdi Bey'in 1887'deki Sayda kazılarına odaklı yeni araştırmasının bir sunumu mekânın girişinde konumlanır. Bu enstalasyon, aynı konudaki yeni üretimlerine temel olacak söyleşiler ve kilit belgeler içerir. Zaatari'nin 2014'te, Boğaziçi Üniversitesi'nde katıldığı Boğaziçi Chronicles konuk sanatçı programının bir parçası olarak başlattığı araştırma, daha sonra SALT tarafından geliştirilmiştir.

 

Zaatari, serginin açıldığı 2 Aralık Salı günü saat 19.00'da SALT Beyoğlu'ndaki Açık Sinema'da, Letter to a Refusing Pilot [Reddeden Pilota Mektup] adlı işi üzerine, bu videonun gösterimini de içeren bir konuşma yapacak.                                                                                                      

Akram Zaatari tamamı kazı çalışmaları, politik direniş, eski militanların yaşamı, gücü tükenmiş bir sol hareketin mirası, erkekler arasında yakın ilişkiler, savaş zamanlarında görüntülerin dolaşımı ve zaman kiplerinin kaybolmuş, bulunmuş, gömülmüş, ortaya çıkarılmış veya başka bir nedenle gönderildiği adrese ulaşması gecikmiş mektuplara özgü oyunlarıyla ilişkili; birbiriyle bağlantılı bir dizi tema, konu ve pratiğin izini süren 40'tan fazla video, bir düzine kitap ve sayısız fotoğraf enstalasyonu üretti.

Zaatari, Beyrut'un güncel sanat ortamının biçimsel, entelektüel ve kurumsal altyapısının gelişiminde belirleyici bir rol oynadı. İç savaşın ardından köklü bir yapılandırma geçiren Lübnan televizyon endüstrisindeki coşkulu ancak kısa ömürlü deneysel dönemde öne çıkan az sayıda genç sanatçıdan biri oldu. Bölgedeki fotoğraf araştırma ve çalışmalarına yönelik, sanatçı odaklı bir organizasyon olan Arab Image Foundation'ın kuruluşunda yer aldı; muhafaza ve arşiv pratikleri alanındaki geniş çaplı söylemlere ilkeli ve değerli katkılarda bulundu.

2012'de dOCUMENTA 13'e katılan sanatçı, 2013 Venedik Bienali'nde Lübnan'ı temsil etti.

Bu sergi, Zaatari'nin 2011'de aldığı Yanghun Ödülü'nün (Kore) mali desteğiyle gerçekleştirilmektedir.

 
Akram Zaatari
16
Kasım
http://www.beyogluajandasi.com

Sanat Atölyesi + Sergi
10 haftalık bir atölyeden sonra GalataPerform'da gerçekleşecek bir sergiyle noktalanacak atölye, sanatçı Genco Gülan önderliğinde gerçekleşecek. Atölye kapsamında misafir olarak derslere katılacak isimler arasında Greg Wollf (Öğretim Görevlisi, Sanatçı), Emre Zeytinoğlu (Mimar Sinan Üniversitesi Yard. Doçent), Selin Söl (Daire Sanat Galeri Yöneticisi) yer alacak. 

Genco Gülan Kimdir? 
Görsel Sanatçı Genco Gülan, farklı disiplinleri bir arada değerlendiren çok yönlü bir sanatçı. Fotoğraf, performans, resim, video, heykel gibi pek çok disiplin arasında çok üretici bir sanatçı olarak bilinen Gülan, aynı zamanda Mimar Sinan Üniversite'sinde ve Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim görevlisi. 

Atölye Programı
Katılımcılar, resim, heykel, fotoğraf ve video gibi farklı disiplinleri yapıt örnekleri üzerinden ve uygulayarak deneyimleme fırsatı elde edecekler. Atölyede her hafta işlenen farklı bir yapıt aracığıyla açılacak olan konular, pratiği ve teoriyi bir arada harmanlayacak. 10. haftadan sonra 11. haftada bir hafta boyunca farklı zamanlarda buluşularak sergi odaklı çalışılacak ve atölye sonunda GalataPerform'da katılımcılarla bir sergi gerçekleşecek. Sergi 1 hafta boyunca Galataperform'da açık kalacak. 


Atölye Süresi: 10 Hafta + Sergi
16 Kasım 2014 - 18 Ocak 2015 - Kış Dönemi Atölye
18 - 25 Ocak 2015 - Sergi Hazırlığı
25 Ocak - 1 Şubat GalataPerform'da Sergi 
Atölye Saati - Pazar 14:00-16:00 
Atölye Süresi: 3 ay + 1 hafta sergi 
Atölye Ücreti: 350 TL (aylık)
3 Aylık Toplu Ödeme - 900 TL

 

Başvuru: 0530 2602524 numaralı telefondan ya da info@galataperform.com e-mail adresinden randevu alınız. 
Son Başvuru Tarihi: 14 Kasım 2014

 
Genco Gülan Sanat Atölyesi + Sergi
 
20 ARALIK 2014 CUMARTESİ
En Düşük 9° / En Yüksek 13° /
 
Fasuli

Esnaf lokantası ruhunu kaybetmeyen mekanın menüsünde sadece fasulye yok elbette...

 
Dem Cafe

Karaköy’ün yenilenen arka sokakları “Dem Cafe” nefis bir mekana ev sahipliği yapıyor.

 
Beyoğluspor Kulübü

1886 yılında, tam 127 sene önce İstanbullu Rumlar tarafından Ermis olarak kuruluyor.

 
Zafer Müzesi

Kitaplardan okuyup öğrendiğimiz savaş, bu kez, elinizi uzatsanız dokunabileceksiniz, o günlere dalıp gidecekmişsiniz gibi yakınımızda yapılıyor sanki.

 
Fasuli
Dem Cafe
Beyoğluspor Kulübü
Zafer Müzesi